Kerkük’te Bir Asrın Sessizliği ve Türkmen Valinin Dönüşü 🏛️

Kerkük’te yaşanan son gelişme, yalnızca bir görev değişimi değildir. Bu hadise, bir şehrin hafızasında neredeyse bir asırdır biriken kırgınlığın, bekleyişin ve temsiliyet arayışının yeniden görünür hâle gelmesidir. Irak Türkmen Cephesi Başkanı Muhammed Seman Ağa’nın Kerkük valisi seçilmesi, bu bakımdan sıradan bir idari tasarruf değil; tarihi, siyasi ve kültürel anlamı olan bir dönüm noktasıdır.

Kerkük, asırlar boyunca Türk-İslam medeniyetinin mühim merkezlerinden biri olarak varlık göstermiştir. Osmanlı döneminde şehir, Musul vilayet düzeni içinde önemli bir idari ve toplumsal ağırlığa sahipti. Ancak I. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesiyle birlikte Kerkük’ün kaderi de değişmiştir. Sürecin başlangıcı burada aranmalıdır. Mesele, yalnızca bir imparatorluğun çöküşü değil; onunla birlikte bir tarihî dengenin de bozulmasıdır.

1918’de Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesinden sonra bölge İngiliz nüfuzu altına girmiş, ardından yeni Irak devleti inşa edilirken Kerkük bu yeni düzenin bir parçası hâline getirilmiştir. Musul meselesi çerçevesinde yürüyen tartışmalar, 1920’li yıllarda Türkiye’nin tarihî ve insani bağlarına rağmen farklı bir neticeye bağlanmış; böylece Kerkük, İstanbul merkezli siyasi havzadan koparılarak Bağdat merkezli yeni bir idari yapının içine yerleştirilmiştir. Bu kırılma, sadece sınırın değişmesi anlamına gelmemiş; temsiliyetin, nüfuzun ve siyasi ağırlığın da el değiştirmesi sonucunu doğurmuştur.

İşte bugün “yaklaşık yüz yıldır Türkmen vali yoktu” denildiğinde anlatılmak istenen budur. Çünkü Kerkük’te Türkmen varlığı hiçbir zaman ortadan kalkmamış; fakat devlet kademelerindeki ağırlığı giderek zayıflatılmıştır. Yani şehirde yaşayan unsur yerinde kalmış, fakat şehir üzerinde söz söyleme kudreti elinden alınmıştır. Bu nedenle bugünkü gelişme, sadece bir makamın el değiştirmesi değil; gecikmiş bir temsiliyetin yeniden görünmesidir.

Ne var ki Kerkük’ün hikâyesi ve Türkmenlerin maruz kaldığı baskılar yalnızca idari dışlanmışlıkla sınırlı kalmamış, zaman zaman kanlı trajedilere dönüşmüştür. Bunların en acısı ve Türkmen hafızasında en derin yara açanı şüphesiz 14-16 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı’dır. Irak’ta cumhuriyetin ilanının birinci yıl dönümü kutlamaları sırasında, etnik nefretin ve siyasi provokasyonların kışkırtmasıyla Türkmen liderler, aydınlar ve masum siviller vahşice hedef alınmış, sokaklarda günlerce süren bir kıyım yaşanmıştır. Şehrin tarihî sahiplerini sindirmeyi ve demografik yapıyı şiddet yoluyla değiştirmeyi amaçlayan bu katliam, Kerkük Türkmenlerinin sahipsizliğini acı bir şekilde tescil etmiştir.

Bu karanlık hadisenin ardından gelen on yıllarda da şehir huzur bulmamış; yalnızca etnik rekabetin değil, aynı zamanda petrolün, jeopolitiğin ve merkezi devlet siyasetinin baskısını yaşamaya devam etmiştir. Özellikle Baas döneminde uygulanan sistemli Araplaştırma siyaseti, Kerkük’ün demografik ve idari yapısını zorlayarak şehirdeki tarihi dengeyi daha da aşındırmıştır. Türkmenler, Kürtler ve diğer unsurlar bu baskılı dönemin etkilerini uzun yıllar boyunca hissetmiştir.

2003 sonrası dönemde ise Kerkük bu kez Irak’ın yeni siyasi denkleminin en hassas başlıklarından biri hâline gelmiştir. Tartışmalı bölgeler meselesi, anayasanın 140. maddesiyle çözülecekmiş gibi görünmüş; normalleşme, nüfus sayımı ve referandum öngörülmüştür. Fakat bu süreç tamamlanamamış, Kerkük’ün statüsü yıllarca askıda bırakılmıştır. Böylece şehir, hukuki bakımdan belirsiz; siyasi bakımdan ise sürekli çekişmeli bir alan olarak kalmıştır.

2017’de Bağdat’ın Kerkük üzerinde yeniden tam kontrol sağlaması, 2024’te Kürt valinin dönüşü ve nihayet 2026’da Türkmen valinin seçilmesi, aslında aynı meselenin farklı safhalarıdır. Bu tablo bize açık bir gerçeği göstermektedir: Kerkük’te valilik makamı yalnızca bir bürokratik görev değildir. Bu makam, şehirde kimin ne kadar temsil edildiğinin, hangi topluluğun ne ölçüde söz sahibi olduğunun sembolüdür.

Bu sebeple Muhammed Seman Ağa’nın Kerkük valisi seçilmesi, yalnızca bugünün değil, son yüz yılın birikimi içinde okunmalıdır. Bu atama, geçmişte kaybedilen dengeyi tamamen geri getirmiş değildir; fakat en azından Kerkük’ün asli unsurlarından biri olan Türkmenlerin yok sayılamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Bu, tarihî bir hakkın tümüyle teslimi değilse bile, onun yeniden hatırlanmasıdır.

Kerkük meselesi bize bir kez daha şunu göstermektedir: Şehirler yalnız taşla, toprakla ve binalarla var olmaz. Şehirleri asıl yaşatan; hafızaları, dilleri, kültürleri ve onları yurt bilen insanların iradesidir. Kerkük’ün hafızasında Türkçe vardır, Türkmen vardır, yüzyılların biriktirdiği aidiyet vardır. Bu yüzden Kerkük’te bugün yaşanan gelişme, sadece bir yerel yönetim haberi değil; tarih sahnesinde uzun süre bastırılmış bir sesin yeniden duyulmasıdır.

Türk Aydınları Vakfı olarak inanıyoruz ki Kerkük’ün huzuru da, adaleti de, geleceği de ancak şehrin bütün asli unsurlarının hakkaniyet temelinde temsil edilmesiyle mümkündür. Tarih inkâr edilerek değil, tanınarak aşılır. Kerkük’ün tarihi de bize açıkça söylemektedir ki bu şehirde Türkmen varlığı geçici değil, kurucu bir hakikattir. Bu hakikatin yeniden görünür olması ise yalnız Kerkük için değil, Türk dünyasının ortak hafızası açısından da anlamlıdır.

Son olarak bir kere daha tekrar etmekte fayda vardır: Kerkük Türk’tür Türk Kalacak!

Paylaş:

Diğer Duyurular:

Ulak Habere Kayıt Ol

Scroll to Top